Türkiye Cumhuriyeti

Mainz Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

Göçün 50. yıldönümü vesilesiyle Koblenz Türk Göçmenler Birliği tarafından Koblenz Belediyesinde düzenlenen faaliyet, 25.10.2011

Sayın Belediye Başkanı,
Saygıdeğer Hanımefendiler ve Beyefendiler

Öncelikle ben de burada bulunmaktan duyduğum memnuniyeti
dile getirmek, hepinize sevgi ve saygılarımı sunmak istiyorum.

Göçün ellinci yıldönümü vesilesiyle Koblenz’de bir dizi etkinliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara takdir
duygularımızı ifade etmek isterim.

Bu bağlamda “turk danis” ve Koblenz Belediyesini de zikretmek
isterim. Sizlerle ve Sayın belediye baskanı yardimcisiyla da
bu vesileyle tanışmış olduk. Sayın Belediye Başkan Yardımcısının
olumlu ifadelerini de takdirle not ettim.

Biraz önce belirttiğim gibi iki nehrin buluştuğu Koblenz’in
Belediye olarak Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. Yıldönümü
vesilesiyle bir dizi etkinliğe evsahibliği yapacak olması
memnuniyet vericidir. Belediyenin, şehirde yaşayan Türklerin,
kentin toplumsal ve kültürel yaşamına kattığı renklerin altını
çizmek istemesi iradesini ortaya koymaktadır.

Altını çizmek istediğim bir husus benim de burada sizler gibi
seyirci olarak yeraldığımdır. Ben de sizler gibi sayın Prof Dr Halil
Uslucan’in göçün 50. Yıldönümü itibariyle durum tespitini dinlemek
ve analizlerinden yararlanmak üzere buradayım.

Bununla birlikte 50. yıldönümü hakkında görüşlerimi kısaca
ifade etmek isterim .


Göç olgusunun asıl sujeleri, bir başka ifadeyle Almanya’nın
50 sene önce kucak açtığı insanlar ve onlarin cocuklari,
yarım asırlık süre zarfında biryandan Almanya gibi bir refah
toplumunun sağladığı imkânlara kavuşmuş, diğer yandan da
hem Almanya’nın hem de Türkiye’nin gönencine önemli
katkılarda bulunmuştur.

Her ne kadar iki ülke arasındaki ilişkiler asırlar öncesine
dayansa da, iki ülkenin sağlam müttefikimi ve ticaret
Ortaklığı'na dayanan Koklu iliskileri bulunsa da,göç olgusuyla
birilikte bu ilişkiler emsalsiz bir boyut kazanmıştır.

Bu boyut her iki ülke bakımından da ilişkileri en üst seviyelere
çıkan zenginliktir. Göçmen Türkler ve Türkiye’deki göçmen Almanlar
iki ülke arasındaki sağlam dostluk köprüleri oluşturmaya
devam etmektedir.


Diğer yandan, bu 50 yıllık sosyal, siyasi ve tarihsel bir
sürecin bilimsel analizini yapmak aslında diplomatları aşan,
ve gerçekten de bilim adamlarını ilgilendiren bir iştir.

Ancak, bugün gelinen noktada, üzerinde durulması gereken
bazı hususlar var.

Bugün bulunduğumuz aşama itibariyle, ilk gelen işçilerin “
Gasterbeiter”ların çocuklarının, torunlarının avukat, doktor,
mühendis, işveren, sanatçı, bazı eyaletlerde parlamenter,
bakan olduklarını gördüğümüz bir noktadayız.

Ayrica, eğitimin öneminin idrak edildiği, yüksek öğrenim
kurumlarındaki kızlı erkekli Türk öğrencilerin sayısının artmakta olduğu bir aşamadayız. Kültürel, sanatsal, ekonomik, sosyal, politik yaşamda
Türklerin veya Türk kökenli Alman vatandaşlarının sayısının
çoğalmakta olduğu ve Türk toplumu olarak daha da fazla çoğalmalarını istediğimiz bir aşamadayız.

Yani özetle gecmiste yaşanan sorunlara rağmen geleceğe
daha iyimser bakabildigimiz bir asamada 50. Yıl etkinliklerini
idrak ediyoruz. Bu çerçevede, çeşitli eyalet hükümetleri
tarafından çifte vatandaşlık, yerel seçimlerde oy kullanma
hakkı gibi kavramlar daha sık telaffuz edilmeye başlanmış olması da iyimserliğimizi kuvvetlendiriyor.

Sözlerime son verirken emeği geçenlere bir kez daha
teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarım sunuyorum